1. Haberler
  2. Ekonomi
  3. Ev almak için çalışılması gereken süre 4 katına çıktı: Kapitalizm orta sınıfın sonunu mu getiriyor?

Ev almak için çalışılması gereken süre 4 katına çıktı: Kapitalizm orta sınıfın sonunu mu getiriyor?

Soğuk Savaş’ın ardından bir "stratejik prim" olarak sunulan refah devletinin tasfiyesiyle başlayan süreç, orta sınıfı "Büyük Mülksüzleşme" ve abonelik ekonomisi kıskacına sürüklerken mülkiyet kavramını dijital lisanslara ve kira döngülerine hapsediyor. Barınma hakkının finansal bir yatırım aracına dönüştüğü ve egemenliğin özel şirketlere geçtiği bu yeni-feodal düzende, mülksüzleştirme üzerinden şekillenen maliyet baskısı enflasyonun yükselmeye devam edeceği bir tabloyu beraberinde getiriyor. Peki, sıradan yurttaşın hiçbir şeye sahip olmadığı bu yeni ekonomik düzenin perde arkasında hangi yapısal dönüşümler yatıyor? İşte mülksüzleşmenin ve yeni-feodalizmin anatomisi...

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Büyük Mülksüzleşme: Soğuk Savaş Sonrası Refah Devletinin Çöküşü, Abonelik Ekonomisi ve Yeni-Feodalizmin Yükselişi Üzerine Bir Araştırma” başlıklı çalışma, küresel ekonomide yaşanan yapısal dönüşümü gözler önüne seriyor. Araştırmaya göre servet, belirli bir zümrenin elinde yoğunlaşırken sıradan bireyler için mülkiyet kavramı dijital lisans sözleşmelerine ve kira döngüsüne dönüşüyor.

REFAH DEVLETİ KAPİTALİZMİN DEĞİL SOĞUK SAVAŞ’IN ÜRÜNÜ

Araştırmada yer alan tarihsel verilere göre, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından ABD ile Sovyetler Birliği arasında şekillenen Soğuk Savaş döneminde güçlü orta sınıf ve sosyal devlet uygulamaları, kapitalist sistemin doğal bir evrimi olarak değil, Soğuk Savaş’ın politik zorunluluklarının bir sonucu olarak ortaya çıktı.

Savaşlar arası dönemde yaşanan krizlerin işçi sınıfı üzerindeki yıkıcı etkisi ve sosyalizmin artan cazibesi karşısında, refah devleti politikaları mülk sahibi sınıfların ödediği bir “stratejik prim” olarak devreye girdi. 1940’ların sonundan 1970’lerin başına kadar süren dönemde kamu konutları, evrensel sağlık ve eğitim hizmetleri sisteme entegre edildi.

ABD’de Dwight D. Eisenhower ve Richard Nixon gibi Cumhuriyetçi başkanlar dahi “garanti edilmiş asgari gelir” gibi Keynesyen müdahaleleri devlet politikası gündemine almak durumunda kaldı. Ancak 1991’de Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla bu zorunluluk ortadan kalktı.

NEOLİBERAL POLİTİKALAR VE GELİR UÇURUMU

1980’lerde başlayan neoliberal politikalarla devletin ekonomik hayattan çekilmesi ve kamu varlıklarının özelleştirilmesi hız kazandı. Dünya Eşitsizlik Raporu’nun (2018) verilerine göre 1980’den bu yana küresel gelirin en yoksul yüzde 50’lik kesimi büyümeden sınırlı pay alırken “küresel orta sınıf” olarak nitelendirilen kesim gelir kaybı yaşadı.

EV ALMAK İÇİN 4 KAT FAZLA ÇALIŞMA ZORUNLULUĞU

Araştırmanın en çarpıcı bölümlerinden biri, barınma hakkının finansal bir yatırım aracına dönüşmesine ilişkin verilerden oluşuyor. ABD’de 1985’te medyan konut fiyatı, medyan yıllık gelirin 3,5 katı düzeyindeyken, 2025 projeksiyonlarında bu oranın 5 kata yükseldiği belirtildi.

Daha çarpıcı bir veri ise çalışma saatleri üzerinden ortaya konuyor. Buna göre 1970 yılında asgari ücretle çalışan bir yurttaşın medyan bir evi satın alabilmesi için yaklaşık 14.937 saat çalışması gerekirken, 2024 yılında bu sürenin 57.931 saate yükseldiği ifade edildi. Bu da yaklaşık olarak 4 kat fazla çalışılması gerektiğini ortaya çıkardı.

Çalışma saatleri üzerinden yapılan analizler, barınma maliyetleri ile gelir düzeyi arasındaki makasın giderek açıldığını ortaya koyuyor. Bireysel alıcıların konut piyasasından dışlanmasında fiyat artışlarının yanı sıra kurumsal yatırımcıların etkisi de belirleyici oldu.

Blackstone gibi küresel finans kurumlarının 2008 krizinden bu yana on binlerce tek ailelik konutu portföylerine kattığına dikkat çekiliyor. Kent bilimci Joel Kotkin bu süreci “yeni-feodalizme giden yol” olarak tanımlıyor.

Türkiye’de de benzer şekilde hiper-finansallaşma ve enflasyonist baskılar nedeniyle büyükşehirlerde ortalama kira bedelleri, düzenli gelire sahip beyaz yakalıları dahi barınma güvenliği açısından zorluyor.

ARTIK HİÇBİR ŞEYE SAHİP DEĞİLSİNİZ

Mülksüzleştirme süreci fiziksel varlıklarla sınırlı kalmıyor, “abonelik ekonomisi” aracılığıyla dijital alana da yayılıyor. Hukuk ve teknoloji araştırmacıları Aaron Perzanowski ve Jason Schultz’a göre, dijital çağda satın alındığı düşünülen ürünlerin büyük bölümü aslında geçici lisanslardan oluşuyor.

Yazılımlardan otomobillerdeki donanım özelliklerine kadar birçok hizmetin aylık abonelik sistemine bağlanması, yurttaşların tasarruf kapasitesini azaltıyor ve sürekli bir ödeme yükümlülüğü yaratıyor.

Orta sınıf mülkiyet hakkını kaybederken, ultra zenginler fiziksel dünyada geniş ölçekli mülk edinimleri gerçekleştiriyor. Hawaii adalarındaki mülkiyet değişimi bu eğilime örnek olarak gösteriliyor.

Meta Platforms CEO’su Mark Zuckerberg’in Hawaii Kauai Adası’nda yaklaşık 2 bin 300 dönüm arazi satın alarak yer altı sığınağı inşa etmesi, Oracle Corporation Yönetim Kurulu Başkanı ve Teknoloji Direktörü Larry Ellison’ın ise Lanai Adası’nın yüzde 98’ini satın alarak yerel altyapı üzerinde kontrol sağlaması bu sürecin parçaları olarak değerlendiriliyor. Bu edinimler, egemenliğin devletten özel şirketlere kaydığı “egemenliğin özelleştirilmesi” sürecinin göstergeleri arasında yer alıyor.

PİKETTY’NİN DENKLEMİ

Sürecin teorik çerçevesi, iktisatçı Thomas Piketty’nin “21. Yüzyılda Kapital” adlı eserinde yer alan (r > g) formülüyle açıklanıyor. Sermayenin getiri oranının (r), ekonomik büyüme oranından (g) yüksek olması, servetin üst gelir gruplarında yoğunlaşmasını kaçınılmaz kılıyor.

Emek gelirlerinin konut ve yaşam maliyetleri karşısında eridiği bu denklem, mülksüzleşmenin tesadüfi bir kriz değil, sistemin işleyişine içkin bir sonuç olduğunu ortaya koyuyor.

Araştırma, mülkiyetin dar bir elit grubun elinde toplanmasının, liberal demokrasinin temelini oluşturan “bağımsız yurttaş” kavramını zayıflattığını ve toplumu sosyal açıdan yeni-feodal bir yapıya doğru sürüklediğini belirtiyor.

Ev almak için çalışılması gereken süre 4 katına çıktı: Kapitalizm orta sınıfın sonunu mu getiriyor?
0

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.